DOĞU'DA KADIN OLMAK


Ben yazarken yer değiştirerek yazmayı seviyorum. Kişilerin yüzlerini kendilerine çevirip baktırmayı aynalaşmayı, aynalaştırmayı empati kurmayı seviyorum. Olan gerçeklerimizi, özellikle de içimizde saklı olanları uzanıp çıkarmayı seviyorum. İçe dokunmayı,iç yolculuklarda yüreğe dokunmayı,gözyaşına dokunmayı seviyorum...

Doğu'da kadın olmak ve Türkiye'de Kadın Olmak...  

Doğu bölgelerinde belki biraz daha zor kadın olmak! Hayata dair her şeyi yapmak kadından bekleniyor... Aslında dünyada zordur kadın olmak.

Mutluluklarını sorgulamaya fırsatı yoktur. Kod gibi şifre gibi işlenmiştir genlerine üremek...

Üst üste gebeliklerle en az yedi sekiz  çocuk  doğurmakla ne kadar güzel olunacaksa o kadar güzeldir.

Dövmeler yaparlar, elleri, ayakları ve saçları kınalıdır.

Geri bırakılmış bir coğrafyanın çoğu zaman siyah, yeri geldiğinde rengârenk olan kadınlarıdır. Gözleri ışıl ışıldır, güzeldir.

Daha küçük yaşta başlar beklentiler ev işlerine yardımı hep kızlardan bekler anneler... Genç kız olsan yükün ikiye katlanır, kimi sevebileceğini ailen belirler.

Yüreğinin yanıklığı hep yüzündedir. Dört mevsim nasırlı elleri ve yaşlı gözleriyle hayata tutunur, çığlığını kimseye duyuramaz. Bu kaderiniz değil size biçilen bir giysidir.

Ama asıl zor olan; Doğuda kadın olmaktır.. Özgüveninin gelişmesine imkân verilmeyen kadın, erkek egemen toplum tarafından kişiliksizleştirilir. O da kendini korunmaya ve sahiplenilmeye muhtaç görür.

Her çizginin ayrı bir hikayesi vardır,güneş göremez gözyaşlarını. Yani doğu kadını gizli ağlar, hüznünü gizli yaşar, güçlü olmak direnmek zorundadır.

Bu coğrafya da yaşayan ve yaratan kadınlar  ancak eşit ve özgür toplum yaratılarak mutlu olabilir.

Ne güzel demiş bir Ezidi Atasözü: Bizim topraklarda önce kadınlar uyanır, sonra güneş doğar,çünkü güneşi kadınlar doğurur.