CORONAVİRÜS'DE NEREDEYİZ
Gülay Altınbaş

Gülay Altınbaş

CORONAVİRÜS'DE NEREDEYİZ

30 Haziran 2020 - 22:56

Covid-19 salgını 2020 yılına damgasını vurdu. Bu yazımda Türkiye’de ve dünyada sayılar ne durumda, coronavirüsle mücadelede ne durumdayız,
aşı ve ilaç çalışmaları ne aşamada, maske kullanımı konusunda  toplum bilinci yeterli mi, kurallara uymakta başarımız nasıl sorularına açıklık getirmeye çalışacağım.
TÜRKİYE VE DÜNYADA VAKA SAYILARI
27 Haziran 2020 itibarı ile Türkiye’deki toplam vaka sayısı neredeyse iki yüz bini görmüştür (195 883).  Son 24 saatte saptanan yeni vakalarımızın sayısı da bin üç yüz yetmiş ikidir ve bu süreçte ne yazık ki 5 bin 82 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Dünya geneline bakacak olursak toplam vaka sayısı neredeyse on milyonu görmüştür (9 653 048). Son 24 saatte tespit edilen yeni vaka sayısı ise 179 bin 31 iken hayatını kaybeden insan sayısı 491 bin 128’dir.
Bu sayılar mevsimsel grip virüsünün yol açtığı sayılar ile kıyaslandığında; influenza virüsü yıllık tahminen(WHO’nun sonuçlarına göre) 3-5 milyon arası kişide ağır hastalığa (hasteneye başvuruların az olması sebebiyle toplam sayı bilinememekte ancak hastaneye başvuracak kadar ağırlaşan vakalar tespit edilebilmekte.) neden olmakta, 290-650 bin kişiyi ise solunumsal sebeplerden dolayı öldürmektedir. Yani SARS-Cov 2 virüsü 2020 yılının ilk yarısında; influenza virüsünün enfekte ettiği insanların 2,5 katı insanı enfekte etmiş ve yine influenza virüsünün bir yılda ulaştığı ölüm sayısına yaklaşık bir sayıya ulaşmıştır. Bu sayılar, hastalığın dünya genelinde (özellikle Amerika ve Afrika kıtalarında) yayılımının hızla devam ettiği göz önüne alındığında daha da katlanacaktır.
Yukarıda bahsedilen sayılar ne yazık ki yalnızca sayı değillerdir; hayatını kaybetmiş anneler, babalar, eşler, çocuklar, teyzeler, amcalar, dedeler ve ninelerdir. Annesini ya da babasını kaybeden küçük bir çocuk için ise o kayıp yüzdelerle anlatılamaz.
CORONAVİRÜSLE MÜCADELEDE NE DURUMDAYIZ
 Ülkemizde, şanslıyız ki, hasta sayılarımız Nisan’ın ortalarında gördüğümüz pikten beri dalgalanmalar göstererek düşüştedir. 2 Haziran’da ise hastalığın ülkemize geldiği ay olan Mart’ın 15’inden beri gördüğümüz en düşük seviyeye ulaşmıştır. Ancak 1 Haziran’da başlayan normalleşme sürecinde yaşanan dikkatsizlikler ve yetkili makamların uyarılarına aldırış etmeyen insanlar sebebiyle yeni vaka sayılarımız tekrar binin üzerine çıkmıştır. Yeni vakalarımızın sayısını azaltmak hepimizin elindedir ve sorumluluğudur. Dikkat etmemiz gereken yalnızca 3 adet kural var; kişisel mesafe, doğru maske kullanımı ve el temizliği. Bu kurallara uyduğumuzda coronavirüs ile mücadelemiz Nisan ortasından Haziran başına kadar seyrettiği gibi başarılı olabilir; uymamamız durumunda ise, Mart’ın ikinci yarısında olduğu gibi 10 günde yirmi kat artan hasta sayılarını tekrar görebiliriz.
Kendimizi dünyanın toplam sayıları ile kıyaslayacak olursak coronavirüse karşı verdiğimiz savaş halkımızın ve doktorlarımızın özverileri ile dünyanın toplamına göre çok iyi durumdadır. Dünyada yeni vaka sayıları her gün artmaya devam ederken biz azalmış olan vaka sayılarımızı daha da nasıl azaltırız, bu virüsü ülkemizden tam olarak nasıl temizleriz diye düşünmekteyiz. Bu temizlikte olmazsa olmaz olan üç kuralımızın; kişisel mesafenin, doğru maske kullanımının ve el temizliğinin önemini hatırlatmak istiyorum.
AŞI VE İLAÇ ÇALIŞMALARI
Ne yazık ki coronavirüs için spesifik bir tedavi ya da ilaç hala yok. Ağır hastaların tedavisi, yıllardır zatürre tedavisinde kullanılan ilaçlarla semptomları rahatlatmaya yönelik spesifik sağaltım sağlamasa da, faydalı olduğu düşünülen antiviral ilaçlarla birlikte yapılmakta. Bu yöntem hasta kaybını engelleyemese de ölüm oranını %2,6’nın altında tutmayı başarmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer durum ise sosyal medyada neredeyse haftada bir çıkan “mucize” ilaçlardır. Bu ilaçlar, ne yazık ki, sosyal medyada paylaşılanların aksine mucizeler yaratmıyor. Hakikatte; genellikle zatürre tedavisinde yıllardır kullanılan ve günümüzde corona hastalarının da kendi hekimlerinin uygun görmesi durumunda kullandıkları ya da etken maddesi aynı olan bir ilaç için bir diğer ticari isim olan ilaçlar. Bu tarz paylaşımlara inanıp rehavete kapılmamamız, tedbirleri elden bırakmamamız lazım. 
Bugün aşı çalışmalarında 160’dan fazla aşı adayı var.  Olumlu tahminlere göre 2020’nin sonuna kadar coronavirüs aşımız hazır olacak. İngiltere merkezli AstraZeneca’nın bu yarışta önde olduğunu biliyoruz. Son günlerde yayınlanan verilere göre domuzlar üzerinde yapılan çalışmalarda 2 doz uygulanan aşıların virüsü öldürmekte etkili olan antikorlar üretmekte başarılı olduğu duyuruldu. Aşının geliştirilmesi sürecinde buna benzer iyi haberler olduğu gibi çok iç açıcı olmayan haberler de mevcut. Mesela AstraZeneca’nın aşısının güvenli ve etkili olduğu ispatlansa bile ömür boyu bir koruyuculuk sağlayamayacak, koruyuculuğu şirket yetkililerine göre tahminen bir yıl olacak. Ve üretilecek ilk 300 milyon doz aşının sahibi belli, Amerika Birleşik Devletleri (yaklaşık 328 milyon nüfusu var).  Reuters’ın 21 Mayıs tarihli haberine göre ABD, AstraZeneca’ya 1.2 milyar dolar taahhüt vererek 300 milyon doz aşıyı; 13 Haziran tarihli haberine göre ise Fransa, Almanya, İtalya ve Hollanda 400 milyona kadar dozluk aşı için AstraZeneca’yla anlaşma imzaladı.
Birleşik Krallık Birmingham Üniversitesi mühendislik ve teknoloji uzmanı Toby Peters coronavirüs aşısını nüfusun yalnızca %60’ına uygulamanın bile üretim ve dağıtım açısından dünyanın bugüne kadar karşılaştığı en büyük lojistik güçlük olabileceğine dikkat çekiyor. Yani aşının bulunması bile bize Hızır gibi yetişemeyecek.
Bu durum hepimize yerli aşı çalışmalarının, laboratuvarlarımızın, bilimin, bilim insanlarımızın önemini bir kez daha hatırlatmalı. Keşke aşıyı ilk kez Türkiye Cumhuriyeti’nin araştırma kurumları, Türkiye Cumhuriyeti’nin bilim insanları bulsa ve ilk 83 milyon dozu bizler için rezerve etse…
MASKE KULLANIMI VE TOPLUM BİLİNCİ
Kontrollü olarak normalleşen sokaklarımızda ne yazık ki maske takmayan, taksa da doğru takmayan birçok insan görüyoruz. Sağlık çalışanlarımız gece gündüz demeden canlarını dişine takıp çalışırken, toplumun bir kısmı her türlü kurala uyarken ve henüz evlerinden ayrılmama özverisini gösterirken bir kısmın “bana bir şey olmaz” düşüncesiyle duyarsız davranışlarda bulunması üzücü.  Bu dönemde hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız, bu bizim birbirimize ve devletimize karşı olan sorumluluğumuz. Belki biz çok sağlıklı erişkinler, gençler olabiliriz ancak düşünmemiz gereken annelerimiz, babalarımız var. Bağışıklık baskılayıcı ilaçlar kullanmak zorunda olan kronik hasta yakınlarımız var. Çeşitli kanserler, akciğer hastalıkları sebebiyle hayata zoraki tutunan belki hiç tanımadığımız insanlarla her gün karşılaşmaktayız. Ve bu insanların durumunu bakarak bilemediğimiz gibi son on dört gün içerisinde coronavirüs kapıp kapmadığımızı da ne yazık ki bilemiyoruz. Doğru maske kullanımı bize bir miktar koruma sağlamakla birlikte bizden çok karşımızdaki insana koruma sağlamaktadır. Maske takmak karşımızdaki bireye saygı duymaktır. İçinde bulunduğumuz dönemde maske kullanımı toplumun yazılı yazısız diğer her kuralı kadar önemli hale gelmiştir. Birçok ilimizde sokaklarda maske kullanımı yetkili makamlarca artık bir zorunluluk haline getirilmiştir. Bu zorunluluğun kanun sağlayıcılarımız tarafından titizlikle takip edilmesi topluma büyük katkılar sağlayacağı için çok önemlidir ve bizim en büyük dileklerimizdendir. Ancak hepimiz üzerimize düşeni yapmalı ve maske takmak için polisler tarafından uyarılmayı, ceza uygulanmasını beklememeliyiz.
Sağlıklı günler dilerim.
Not: Yazının tıbbı verileri,  ilaç ve aşı çalışmaları hakkında bilgi veren, desteklerini esirgemeyen Doktor Umur Altınbaş’a yürekten teşekkürlerimizle…

YORUMLAR

  • 0 Yorum