KÜÇÜK YAĞMUR ADAM... 
Reklam
Gülnur İpin Harbek

Gülnur İpin Harbek

KÜÇÜK YAĞMUR ADAM... 

03 Nisan 2021 - 11:36

Yağmur Adamı bilmeyen yoktur. Filmin önemli sahnesinin vurgusunu gözler önüne serer bu özel isim. Ben Küçük Yağmur Adamla 99 yılında karşılaştım. Mesleğimin ilk yıllarıydı. Mimiksiz gibi duran yuvarlak hatlı, elma yanaklı yüzünü, hoşuna gitmeyen tınıda bir ses duyduğunda, gözlerini ve kendine özgü çıkardığı uğultu ile kulaklarını kapatıp bastırdığında bir gülümse kaplardı. O benim aydedemdi, aydınlıktı yüzü, literatürde, prensler, prensesler olarak ifade edildiklerini öğrenmiştim o dönemde, mimiklerini bu dünyanın meseleleri için hiç de zorlamak istemez gibiydi, umursamazcasına ya da ben hep böyle düşünürken bulurdum kendimi. 

Kendi kendine çıkardığı sesler dışında yardımsız kullandığı anlamlı ve anlaşılır kelimesi yoktu. s harfini söyleyemediğinde, yerine f koyduğunu farkettim. Masa, mafa olurdu, su fu idi. Konuşmasının anlaşılması için müdahale, artikülasyon çalışması ise tekrar gerektirirdi. Birgün Mafa, oradan ütü mafası.. oradan mother, mama kelimeleri çıktı, yabancı dil sözlüklerini amaçsızca karıştırdığını düşünürdü annesi. Öyle olmadığını o gün anladım. Sonra tüm almanca ve İngilizce sözlüklerindeki tüm kelimelerin anlamlarını öğrendiğini farkedecektim. Mama sözlüğünden sonra aylardır çalıştığımız anne sözcüğü geldi.

"Anne, anne dedi, anne dedi" .. gözyaşları içinde fırladığımda odadan annesinin dolan gözlerine bakıp sarıldım, tekrarı olmamasından korkarcasına. Uzun süredir bu an içindi sanki herşey. İçindeki direncin kırılması gibiydi sanki.. çok şaşkındık, üçümüzde. Uzun yıllar, her uykuda seyrederken oğlunu, konuşarak uyanacağını hayal ettiğini anlatırdı, bu cümle ile girerdim terapi odasına, umuttu, ışıktı hayalim.

Şemsiye taşımazdı, yağmurluk giyerdi oğlu ile birlikte, şemşiyeye vuran her damlanın bomba gibi düştüğünü yağmurlu bir günde krize girdiğinde anlamıştı annesi. Farklı sesler ya bomba ya da ağrıydı kulaklarında.

Yumuşak ve şekerli besinleri uzun süre koklar sonra ağzına tıkarcasına alırdı, annesi bir gün çok yemesini engellemek istediğinde, saçının telleri elinde kaldı, annenin gözyaşı, tükenmişliği, kaygı ve sesindeki isyandı içimi delip geçen.

Beş buçuk yaşındaydı ancak ebeveyni elini bırakamazdı, yolda yürürken, tehlikelileri yorumlayamazdı. Kapıdan çıkıp köşe başında kalakalmıştı birgün kaldırımı fırçalayan iş makinasının sesi ile. 

Daha öncede iki kere kaybolmuştu. Biri alışveriş merkezinde yürüyen merdivenlerin bantına takılmıştı. Diğeri klimanın pervanesine, yüzüne vuran serinliği hissetmek için gözleri kapalıyken. Aramamıştı anne babasını. Ne ismi ile, ne bir büyüğünden yardım isteyerek. 

Anaokuluna gidiyordu hiç bir arkadaşının ismini bilmezdi. Neler yaptığını anlatmazdı. Sorularınızı duymaz gibiydi. Bakardı yüzünüze görmez gibiydi. Aramızda bir karış kalırdı bazen mesafeleri katetmesi gerekir gibiydi bakışları. Aynı şeyi yapar, aynı şeyi yaşar, aynı duyguyu hisseder gibiydik, ta ki, duyduklarından, gördüklerinden bambaşka birşeyi kendi kendine mırıldanana kadar öyle sanırdım. Birlikteydik ama değildik bazen. 

İkame anneydim. Hep yanında ama ulaşmama endişesini hep yaşayan. 

Evet Doğa Otizmliydi. Oda bazı yaşıtları gibi üç yaşında tanı almıştı.

Otizmli bireylerin aileleri genellikle, 2_3 yaş civarı dil ve sosyal becerilerin gerilediğini tariflerler. 

Bebeklik döneminden itibaren çevreye ilginin azalması, ismine çağırıldığında tepki vermeme, nesneleri işlevsel kullanmama, oyun oynamaması, hiç bir sosyal davranışı taklit etmeme gözlenir. İletişim becerileri, konuşma, anlama, dinleme, göz teması, diğerinin duygularını anlama, duruma uygun hareket etme becerisi yaşıtlarından geridir. 

İşitme, dokunma, koklama, tat alma yoluyla duyu organlarından gelen bilgiyi, doğru yorumlayamazlar. Yoğun, korkutucu, başaçıkılamaz kadar farklı algılarlar. Bu durum, huzursuzluk, gerginlik ve ardından gelen bağırma, ağlama ve öfke nöbetlerine dönüşür. 

Basmakalıp ilgileri, takıntılı davranışları, yeni bilgileri öğrenmesini, yeni ortamlara adapte olmasını engeller. Öğrenmede zeka kapasitesi önem taşır. 

Atlayan becerileri vardır. Görsel hafızaları iyi olanlar, çizimle bir şehir planını çıkarabilir; sayı yeteneği iyi olanlar, zihinden çok basamaklı iki sayısı çarpar; dil becerisi iyi olanlar, farklı  menşeide olan dillerin aynı anda kullanıcısı olur; müzik yeteneği iyi olanlar, beste yapar, seçtiği enstrümanda çok başarılıdır. 

Haftada 30 saat özel eğitim alması gereken bu tanı grubu, yalnızca 8 saat bireysel 4 saatte akranları ile grup eğitim alabiliyor. Tüm bilimsel araştırma bulguları bunu desteklenmesine rağmen hala durum değişmedi. 

Gelişim açısından, eğitime başlanılan yaş önem arzetmektedir. Erken tanı, teşhiş ve müdahale yöntemlerinin, kanıta dayalı özel eğitim uygulamaları yaygınlaştırılmalı. 

Toplum içine çıkabilmeleri, toplum yaşamına uyum programlarına, okula yaşıtları gibi adapte olabilmesi için okullarda özel alt sınıflardaki destek eğitim ekipmanlarının ve eğitimcilerin donanımın arttırılmasına, psikiyatrik desteğe ulaşım, sağlık kurulu ve eğitsel rapor prosedürleri vb. ailelerin zorluklarla başetmesi için kolaylaştırıcı ve kurumlararası iletişimi hızlandıran uygulamalara gereksinim var. 

Aileler otizmli bireyle nasıl bir rutine sahip olması  gerektiğini bilmesi için eğitim sürecinden geçmeli. Otizmli bireye sahip ailelerin toplum içinde zorlanmadan, örselenmeden hareket etmeleri için toplumun bu bireylerin özelliklerini 'deli, akıl hastası' vb. etiketlemeden; çocuğunun çıkardığı kriz nedeniyle zorlanan anneye acır gözlerle bakıp pasif kalmak yerine nasıl destekleyici olacağını bilmesi şart.

Toplumsal uyumu iyi, yıkıcı davranışları, başka bir nörolojik ya da psikopatolojik problemi olmayan bireylere istihdam sağlanmasının önü açılmalı. 

Üstün yetenek gösteren otizmli bireylerin proje bazlı çalışmalar ile atıl potansiyelin topluma kazandırılması ihmal ettiğimiz alanlardan biri. 

Otizmli bireyin toplum içinde otonomisi, eğitim ve çalışma hakkının kısıtlanması bir ailenin değil toplumun önyargısının sonucudur. Önyargı, bilinç düzeyinde olan farkındalıklar olmadığında, gerçekçi olmayan yargının yerini alır. 

Korkmak, ötekileştirmek, uzaklaştırmak, üzülmek, çaresizliğe düşmek, umutsuzluğa düşürmek yerine farkında olmak dileğiyle. 

Gülnur İpin Harbek 
Uzm. Klinik Psikolog 
@uzm.psk.gulnuripinharbek 
gulnur.harbek@yahoo.com

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • ŞAMİL Baykal
    3 gün önce
    Çok güzel ve donanımlı bilgilendirme için teşekkür ederiz