ADLİYE MUHABİRİ SEVGİLİ BAHRİ KARATAŞ
Muhammed Gömük

Muhammed Gömük

ADLİYE MUHABİRİ SEVGİLİ BAHRİ KARATAŞ

18 Eylül 2017 - 20:58

Fetullahçı terörist hâkimlerin ve fetullahçı terörist savcıların adliyelerde at koşturduğu; Ergenekon, Balyoz, İzmir-Casusluk gibi tiyatroların adliyelerde sahnelendiği; 17-25 Aralık yargı darbesi ile vatana ihanetin zirve yaptığı karanlık Türkiye yıllarında sırf sayın Binali YILDIRIM’a özel aracımı tahsis ettim diye fetullahçı teröristlerce tutuklandım. Hatta beni tutuklayan fetullahçı teröristler, “gelsin de Binali kurtarsın seni” diye dalgalarını da geçtiler. Dokuz ay tutuklu kaldıktan sonra elbette ki haklılığım ortaya çıktı, beraat ettim. Tutuklanmama sebep olan iftiralar ise yenilir yutulur cinsten değildi: Çetecilik suçlamasını falan geçtim; bedelli askerlik yapmama rağmen rüşvet karşılığında çürük raporu aldığım bile iddia ediliyordu.

Sevgili Bahri… Tutukluluk dönemimde, dosyamda dahi zikrolunmayan suçlarla zan altında bırakılarak gazetelere haber oldum. Mesela ne mi yazıyordu: “Mahkemelerden istenen kararları çıkartabilmek için HAKİMLERE KADIN TEMİN ETTİĞİM” yazıyordu. “Dört hâkime kadın servisiyle adaleti hızlandırdığım” yazıyordu. Oysaki SORUŞTURMA DOSYAMDA HİÇ AMA HİÇ KADIN KELİMESİ GEÇMİYORDU! Bak sen şu işe..! Doğan Medyanın gazete manşetlerinde “dört hâkimden” bahsediliyor; oysaki soruşturma dosyasında sadece bir hâkimin adı geçiyordu. Ki o da zaten tüm suçlamalardan beraat etti. Görüldüğü üzere tipik Doğan Medya yalanları, tipik Doğan Medya dolanları…

Pek yüce saygıdeğer İzmir Savcısı Nihal FINDIK umarım bu yazımı okursunuz. Lâkin deli saçması gazete manşetlerinin dahası da var: “Muhammet G. Aşırı para harcamasıyla tanınıyor”, “Lüküs Hayat! Muhammet G. Adalete yaptığı ince ayarlarla süper zengin hayatı yaşıyordu. Yatlar, lüks minibüsler ve motosikletler, sıradan bir çalışanın elde edemeyeceği hayat cezaevinde son buldu.” Haberi yapan eleman, bulmuş tutukevinde 28 yılla yargılanan garibi, nasılsa karşısında FETÖ var diye basmış yalanı, basmış dolanı. Tipik Doğan Medya yalanları, tipik Doğan Medya dolanları! Aşırı para harcıyormuşum, lüküs hayat yaşıyormuşum, şunlarım bunlarım varmış ve de cezaevini boylamışım! Hezeyan dolu laflara bir bakar mısınız? Aslında sorumlu gazetecilik, tam olarak da budur, değil mi? Evet, “hükumeti ben kurar ben yıkarım” diyen Aydın Doğan devrinin sorumlu gazeteciliği işte tam olarak buydu. Ancak göz ardı edilen bir şey var: Aydın Doğan’ın da, mason medyanın da, fettoşçu teröristlerin de devri bitmiştir. Devir artık bizim devrimizdir, devir bu vatanın gerçek evlatlarının devridir. 15 Temmuz 2016 gecesi fetullahçı teröristleri yerle yeksan ettiğimizden beri devir bizim devrimizdir.

Ah pek yüce saygıdeğer İzmir Savcısı Nihal FINDIK, keşke bu yazıyı okusanız. Keşke bu yazıyı okusanız da Türk yargı sistemini kaosa sürükleyen fetullahçı teröristlerce nasıl mağdur edildiğimi öğrenebilseniz. Tabi şunu inatla ve ısrarla söylemekte fayda var: Ben bu işin peşini vallaha da billaha da bırakmayacağım. Gök de yarılsa yer de yarılsa ben bu işin peşini tüm hukuki yolları kullanarak asla bırakmayacağım. Neye mâl olursa olsun asla bırakmayacağım. Vallaha da bırakmayacağım, billaha da bırakmayacağım.

Sevgili Adliye muhabiri Bahri, fetullahçı yezitleri eşekten düşmüşe çevirdiğimiz o büyük günden -15 Temmuz 2016’dan- bugüne değin gerçekten de çok şeyler değişti. Mesela ben artık gazetecileri daha çok seviyorum. Nasıl sevmeyeyim, ben de bir gazeteci oldum. Kitaplarım da yayınlandı ve yayınlanmaya devam edecek. Köşe yazılarım CIA mahfillerinde itina ile arşivleniyor ve arşivlenmeye devam edecek. Zor iş be kardeşim. Seni gerçekten seviyorum. Keşke düşman olmasaymışız diyorum. Canım benim…

Sevgili Bahri, hakaret ve tehdit isnadı ile hakkımda şikayetçi olmuşsun. Mazlumdum, sayende maznun da oldum. Neymiş bu şikayetin sebebi: “…ve FETÖ örgütünün kalemşörü Adliye muhabiri Bahri Karataş, o kadar suç duyurusu olmasına rağmen kim tarafından korunuyorsun bilmiyorum ama senin suçunu örtbas edenlerle de savaşacağım” dememmiş. Doğrudur, dedim. Yalan mı?

Doğru mu yalan mı, anlamanın çok yolu var ama en basitini paylaşacağım. Sevgili Bahri’ye soruyorum: “Fetullahçı teröristlerin abuk subuk suçlamalarıyla cezaî takibata uğradığım, tutukevinde süründüğüm dönemde, sen nasıl oldu da dava dosyam hakkında malumat edinip beni Doğan Medya’nın gazetelerinde manşetlerden haber konusu yapabildin? Ve sen, neden dosyamda bile olmayan “hâkimlere kadın temin etmek” gibi abuk subuk iftiralarla hakkımda haber yaptın? Neydi sebep? Derdin neydi, sıkıntın neydi? Haydi açıkla! Açıkla ki şikayetinin konusu olan beyanlar yalan mı doğru mu herkes görsün. Sana hodri meydan, zahir elin kalem tutuyordur, gözün de görüyordur, yaz gazetelerinde. Doğan Medyanın göz kamaştırıcı imkânları önüne serilidir diye tahmin ediyorum. Bak ben yazıyorum, sen de yaz… Bu ülkede onlarca belki de yüzlerce FETÖ’nün kalemşörü olmuş gazeteci var. Hepsinin de çalışma usulünü çok iyi biliyoruz. Özellikle de terörist hâkim ve terörist savcıların başrolde oynadığı Ergenekon, Balyoz gibi tiyatrolar esnasında FETÖ’nün kalemşörlerinin nasıl algı operasyonu yaptıklarını, nasıl tetikçilik yaptıklarını, nasıl ortalığı bulandırdıklarını çok iyi biliyoruz.

Sevgili Bahri, “tehdit” demişsin. “Senin suçunu örtbas edenlerle de savaşacağım” lafım üzerine olsa gerek… Tabi burada aslanlar gibi bir bağlaç de var. Daha önce birileriyle nasıl hukuki imkânlar çerçevesinde savaşmışsam ve hatta savaşıma devam ediyorsam senle de aynı hukuki imkânlar ölçütünde savaşacağım. İşbu yazım bile bir savaş enstrümanıdır. Zira hukuki sınırlar içinde cevazı olan bir harekettir. Sen ki yılların koskoca Adliye muhabirisin; avukat, hâkim, savcı çevren geniş olmalı. Tehdit suçunun maddi ve manevi unsurlarını, “haklı bir nedene dayanan ibarelerin tehdit addolunmadığını” bilmen gerekirdi. Beni hayal kırıklığına uğrattın. Ayrıca özel haksız tahrik halinde -ki bana gazete manşetlerinden ettiğin lafları yukarıda saydım- hakaret suçu yönünden cezasızlık nedeninin doğacağını da bilmen lazımdı. Her şeyi bir tarafa bırakalım: Hakkımda ettiğin onca asılsız, mesnetsiz iftiravari ve hakaretamiz haberden sonra bir düşman kazanacağını tahmin edemedin mi? Allah’tan ben “mert” bir düşmanım, hukuk dışı yollara asla tevessül etmem. Hem şu ufak tefek davalar daha ne ki, ben ömrümün sonuna kadar seninle hukuki zeminde savaşacağım. Vallaha da savaşacağım, billaha da savaşacağım. Senden 17 yaş daha gencim, zamanım çok, enerjim daha da çok!

Yanı sıra bu ülkede Fetullah GÜLEN denen teröristbaşına ilk dava açan kişi benim. İlluminati denen şer odağını delilleriyle birlikte çatı terör örgütü ilan eden dünyadaki ilk ve tek kişi benim. Hristiyan terörü, Hristiyancı terör, Yahudi terörü, yahudici terör, Hristiyan köktendinciler, Yahudi köktendinciler gibi terimleri üstüne basa basa kullanan tek babayiğit kişi de benim. Sevgili Bahri, sence benim kaybedecek bir şeyim olabilir mi?

Roma hukuku anlayışında “suum cuique” diye bir deyiş vardır. “Herkes hak ettiğini bulur” demektir. Irgalanmaz, sarsılmaz, şaşmaz bir genel geçer kuraldır. Zilzal Suresi’nde de buyurulduğu üzere iyilik yapan iyilik, kötülük yapan kötülük bulacak. Netice itibariyle sevgili Bahri, seni gerçekten seviyorum, zira bana yaşama azmi veriyorsun. Çok çok da öpüyorum. Kendine iyi bakasın, bana lazımsın.

YORUMLAR

  • 0 Yorum