YAHUDİ BARZANİ ATEŞİ AVUÇLADI
Muhammed Gömük

Muhammed Gömük

YAHUDİ BARZANİ ATEŞİ AVUÇLADI

25 Eylül 2017 - 19:15

Yazar Cengiz ÖZAKINCI’nın Derin Yahudi Siyon-Türk Zelda adında bir romanı vardır. Okumayanların çok şey kaybettiği güzel bir romandır. Bu eserde Barzani ailesinin nasıl Yahudi asıllı olduğu roman tadında ama tamamen gerçek verilere dayanılarak anlatılmaktadır. Okumanızı tavsiye ederim.

İşte bu tescilli Yahudi Barzani ve onun gibi İsrail’in maşası olan işbirlikçileri 25 Eylül 2017 tarihinde Büyük Kürdistan’a giden yolda Bağımsız Kuzey Irak Kürt Yönetimini oylayacaklarını açıkladılar. Evvelemirde altını çizmekte fayda var ki bu oylamanın hukuktaki adı plebisittir, referandum değildir. Zira oylamanın neticesi uluslararası sonuçlar doğuracaktır. Bu önemli ayrıntıyı atlayan hukukçularımıza teessüf ediyorum.

Olayın perde arkasını ve sonuçlarını tüm gerçekliğiyle ortaya koymadan önce 25 Eylül 2017 tarihine kadar gelinen süreci masaya yatırmak lazım. IŞİD, DEAŞ ya da DAİŞ, adı her ne halt ise El-Kaide’nin uzantısı olan yapay bir örgütle karşılaştık. Harflere çok takılmamak lazım. PKK, PYD, YPG, SDG gibi yapıların hepsi de aynı. Hatta DAİŞ ile PKK ve bunlar arasında FETÖ arasında hiçbir fark yok. Yine bolca harfle yazılan DHKP-C, MLKP, TİKKO gibi sözde sol örgütler arasında da fark yoktur; ama daha önemlisi onlarla FETÖ, DAİŞ gibi örgütler arasında da fark yoktur. Nasıl küfür tekse, terör de tektir. Tüm terör örgütlerinin ipi de Siyonistlerin elindedir. İlluminati ve FETÖ adlı yazımda tüm terör örgütlerinin İlluminati denen çatı terör örgütü tarafından sevk ve idare edildiğini ayrıntılı şekilde anlatmıştım. Kuzey Irak’ı anlamak için bu bilgileri mutlaka hatırlatmamız gerekiyor.

Amerikan silahlarıyla ve sinsi Amerikan siyasetiyle desteklenen DAİŞ, Kuzey Suriye’deki Türkmen ve Arap nüfusu bulundukları yerden söküp Türkiye’ye göçe zorladı. Yollara düşmeyenleri “kafir” diye damgalayıp “Allahu Ekber” naralarıyla katletti. Böylelikle bölgede Kürt nüfusun baskın olduğu bir Kuzey Suriye tablosu ortaya çıktı. Siyasal adı Rojava, sözde kahramanlık hikayesi de Kobanê oldu. Ayn-el Arab’ın (Kobanê’nin) sözde DAİŞ’ten kurtarılması senaryosuna Türkiye’nin de “ayıkmayarak” yardımcı olması, Kuzey Irak’tan gelen ve yol boyunca şov yapan Barzani kuvvetlerine önayak olunması müthiş büyük bir hatadır. Ama artık önümüze bakmamız gerekiyor. Bir mikrop gibi Amerikan laboratuvarlarında üretilen DAİŞ’in dehşet ve vahşetle ele geçirdiği ama hiç savaşmadan boşalttığı yerlere PKK’lılar sözde savaşarak ama gerçekte güle oynaya girdiler. Şimdilerde DAİŞ tüm Ortadoğu coğrafyasından büyük bir hızla çekiliyor;

 tabiri caizse çil yavrusu gibi dağılıyor. Neden? Çünkü bölgedeki vekalet savaşı artık sona eriyor; gerçek savaşların çanları çalıyor. Hâl böyle olunca DAİŞ de misyonunu tamamlamış demektir.

FETÖ’nün rolü nedir? FETÖ’nün rolü darbe ile Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve Bağımsız Kürdistan’ın kurulmasına Türkiye’yi seyirci bırakmaktı. Bunu başaramadı. Ancak FETÖ’nün bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne nasıl nüfuz ettiğini, TSK’yı nasıl yıprattığını içimiz sızlayarak görmüş olduk. Bu da bir proje idi. TSK’yı güçsüzleştirmek, elbette ki en çok Barzani’nin, ABD’nin, İsrail’in işine gelir. Ordu içindeki FETÖ mikropları olmasaydı en azından Suriye’ye çok daha önce girer, çok daha büyük alana hükmederek Bağımsız Kürdistan Projesine daha başlangıcında çelme takmış olurduk. Oysaki Suriye’ye ancak 15 Temmuz’dan –fetullahçı terörist askerler ordudan atıldıktan- sonra girebildik. İş işten geçmiş miydi, bilemeyiz; ama zararın neresinden dönülse kârdır.

Kabul etmeliyiz ki TSK maalesef arzu ettiğimiz güçte değil. Ama Türkiye’nin gücü de TSK’dan ibaret değil. Yanı sıra TSK’nın en güçsüz hâli bile sözde Kürdistan coğrafyasındaki çapulcuları ezmeye yeter.

Yine bu süreçte Kuzey Irak’taki plebisit tarihinin neden 25 Eylül 2017 olarak belirlendiğini daha iyi anlayabiliyoruz. TSK’nın mümkün mertebe güçten düşmesi beklendi. İçindeki mikroplardan kurtulmaya ve yeniden yapılanmaya çalışan TSK, şu anda nekahet döneminde bulunuyor ve tekrar ayağa kalkıp şahlanmadan bulunabilecekleri en büyük cürette bulunmak istiyorlar. Mesut Barzani ve şürekası olan NATO çetesi, görülen o ki Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahale edeceğine pek ihtimal vermiyor.

Öte yandan Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi de boş durmuş değil. Muharip bir ordu teşkil ettiler. Bu silahlı güç içinde özel kuvvetler gibi sınıfları da teşkil ettiler. Kuzey Irak askerlerini ise yine NATO çetesi içinde yer alan Amerikan, Alman, Yunan askerleri eğitti. Yeri gelmişken NATO’dan çete diye bahsettiğimiz için rahatsızlık duyanlar olabilir. 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin arkasında İncirlik merkezli NATO çetesinin olduğu apaçık anlaşılmıştır, kesin sesinizi.

Ve gelelim günümüze. Yahudi Barzani ateşi avuçluyor, savaş çanları çalıyor. Amerikan köpeği Mesut Yahudisinin 25 Eylül günün tepesine bombalar yağar mı? Cübbeli Ahmet Hoca, bugün basına düşen bir habere göre rüyasında Kuzey Irak ile savaş kararı alındığını görmüş. Rüyalara önem vermekte fayda var. Ancak rüya deyince akla ilk gelen isimlerden biri de TAY-DER’den tanıdığımız ünlü fütürist ve rüya tabirci İbrahim ÇETİN. Arkadaşımız İbrahim ÇETİN, rüya tabirini bir psikolojik istihbarat enstrümanı olarak çok etkili şekilde kullanıyor. Edindiği verileri fütürizmde (gelecekbilimde) kullanıyor ve bu yönüyle tüm dünyada parmakla gösterilen yegane fütürist. Kendisine 25 Eylül plebisitini ve Kuzey Irak ile savaş olasılığını sorduk. Son birkaç ay içinde rüyasında savaş görenlerin çoğaldığını; özellikle Güneydoğu Anadolu’da yaşayan vatandaşlarımızın ciddi kargaşa ve huzursuzluk içerikli rüyalarını tabir ettiğini; her ne kadar rüyaları en olumlu şekilde tabir etmeye çalışsa da bazı rüyalarda hiç esneklik payı olmayacak derecede net savaş mesajı verildiğini belirtti. Fütürist İbrahim ÇETİN’e göre savaş kaçınılmaz. Hem de büyük bir savaş… Ancak bu savaş ne kadar geç olursa o kadar iyi olacak. Zira Türkiye ve bölge ülkeleri ile küresellik karşıtı güçler; ayıkma ve toparlanma aşamasındalar. Büyük şeytan ABD’ye karşı birlikte hareket etme zorunluluğu var. Bu minvalde Rusya’dan da, Çin’den de hatta Kuzey Irak’tan da faydalanılabilir, faydalanılmalıdır. İslam aleminin esenliğini ve çocuklarımızın afiyet içinde hayat sürmesini sağlamak için kafiri kafire kırdırmaktan daha makul ne olabilir? Kaldı ki 3. Dünya Savaşı, 1. ve 2. Dünya Savaşı’nı planlayan siyonizm tarafından kesin olarak istenen ve hazırlığı yapılan bir projedir. Er ya da geç bu gerçekle yüzleşmemiz gerekecek.

Ancak her zaman kafirler topluluğunun istediği olacak diye bir kural yok. Yine İbrahim ÇETİN’in aktardığına göre Tarsus’ta hâlen devam eden kazı çalışmasında tüm kafirler topluluğunun canını sıkacak maddi ve manevi bir hazineye erişildi. 25 Eylül’den sonra birtakım sürprizler peş peşe geleceğe benziyor. Örneğin çatışma gücü olmadığı sanılan Kuzey Irak Türkmenlerini göz kamaştırıcı aksiyonlar içinde görebiliriz. Bununla birlikte eğer ki İran 25 Eylül Plebisitine sessiz kalırsa bunun bedelini ülkedeki Türk nüfusun ateşli, kanlı ve canlı bir isyanı şeklinde ödeyecektir. Bu yönde gerekli çalışmalar yapılmış, ciddi mesafeler kat edilmiştir. Bağdat yönetiminin silahlı müdahalede bulunacağı veryansı ise blöften ibarettir. Bağdat, ABD’nin kontrolünde olduğuna göre onlardan böyle bir hareket beklemek de fazlasıyla saf bir tavır olacaktır. Ancak Irak’taki Sünni nüfusun hâlâ çok iri ve diri olduğunu belirtelim. Hem de CIA ajanlarının direklere asıldığı, işgalci Amerikan askerlerinin kellelerinin kesildiği Felluce ve Diyala Destanları’nı hatırlatarak! Başka sürprizler var mı, elbette var! Zamanı gelince herkes görecek.

El elden üstündür, akıl akıldan üstündür. Savaş sadece kaba kuvvet değildir, savaş bir hiledir. Bütün bunları Amerikalılar ve Ortadoğu’daki çocukları öğrenmişti; ama görülen o ki unutmuşlar. İtina ile hatırlatacağız. Söz konusu hassas süreçte içimizdeki hainlere dikkat etmemiz gerekiyor. Fark etmişseniz mason medyanın hain yazarları son zamanlarda sürekli provokatif haberler yapıyor, Gezi Kalkışmasında olduğu gibi asılsız-astarsız yazılarla milleti galeyana getirerek yine sokağa dökmek istiyorlar.

Kırmızı çizgilerimizden olan Kuzey Irak meselesinde tüm dünyaya rest çekerek millî irade sorumluluğunu sırtlayan Cumhurbaşkanımız Recep Tayip ERDOĞAN’a ve adrese teslim açıklamalarıyla övgüyü hak eden Sayın Devlet BAHÇELİ’ye saygılarımızı sunuyoruz. Bir de ağzını bıçak açmayan sözde millî politikacılar var. Mesela Meral AKŞENER denen kadına sormak istiyoruz: Sen madem ülkücüsün, 25 Aralık Plebisiti hakkında neden ağzını bıçak açmıyor? Yahudi Barzani’nin soytarılıklarını bir cümle bile olsa eleştirebildin mi? Kim millî, kim millî değil; küm ülkücü, kim ülkücü değil, değerli okurlarımızın takdirine bırakıyoruz.

İnnâ fetahnâ leke fethan mübînâ - Muhakkak ki Biz sana apaçık bir fetih verdik (Fetih Suresi 1. Ayet).

YORUMLAR

  • 0 Yorum