BİR TESLİMİYET MİDİR KABULLENMEK?
Reklam
Neslihan GİRGİN

Neslihan GİRGİN

BİR TESLİMİYET MİDİR KABULLENMEK?

02 Nisan 2021 - 19:22

Her gün yeni bilgiler, gelişmeler ile değişen durumu anlamlandırmaya ve yaşamımıza uyarlamaya çalışıyoruz. Duyduklarımıza duygularımızla eşleşen bir duruş, bir tepki oluşturuyoruz. Hizla her şey değişirken bazı kavramların, tanımların ön plana çıktığını görüyoruz.  Değişen dinamiklerin başında 'Kabullenme' geliyor. Zayıf bir durum, bir boyun eğme, teslimiyet gibi algılanırken, oluşan süreçte kendimizi korumak ve devamlılığımızı sağlamak için güçlü bir savunma olarak karşımıza çıktı. Uzmanların söylediklerini kabul etmemiz ve söylenenlere uymamız beklendi. Gördük ki kabul etme, hem bireysel hem toplumsal sorumluluğumuz oldu. 'Değiştiremeyeceğin gerçeği kabul et' düşüncesi daha hızlı yol almamızı sağladı.
Anda kalarak, oluşan koşulları ihtiyaç ve  yönelimlerimize göre hayatımıza uyarlamak yaşamda kalma mücadelesini güçlendirdi. 'Evet durum ve koşullar böyle  o zaman ben ne yapabilirim' düşüncesini benimseyen kişi ve kurumlar kendilerini güçlü tutma yollarını bulabilmek için daha az duygusal enerji harcadılar.
Kabullenme sürecinde bizleri destekleyen dinamikler şunlar oldu:
Gerçekçi hedefler koymak.
İhtiyaca yönelik adımlar atıp temel gereksinimleri ön plana almak.
Konfor alanlarının  ve beklentilerin  değişimine hazır olmak.
Kavram çatışmaları arasındaki duygu geçişlerinde kendini koruyabilmek. Hareket kısıtlılığı ve hızlı ulaşım süreçlerine adapte olabilmek.
Hizlı karar vermek, uzun süreli planlardan kaçınmak.
Yaratıcı düşünme ve sezgilerini kullanma becerisini geliştirmek.
Bizi güçlü tutacak bu dinamikleri yaşantımız ile birleştirmek bütünsel sağlığımızı korurken, direnç göstermek, duygusal çatışmalara girmek bizi zorlar.  Adım atmamımızı, ilerleyişimizi  durduran duyguların farkına varmak, onları  isimlendirmek durumu netleştirmek iyi olma sürecini hızlandırır. Her birimiz farklı zamanlarda duygu birikimi,  bir duygu sıkışması yaşayabiliyoruz. Çünkü bir ana çok şey sığdırmaya çalışıyoruz. Çünkü karar vermemiz gereken farklı durumlar var. Fiziksel mesafeler varken duygusal mesafeler de olmaya başladı. Tedbir, önlem diyerek diğer insanlara karşı çekimser kaldığımız  durumlar oluştu.  Zaman zaman bizi etkileşimden uzaklaştırdı, yanlızlaştırdı... 
Kendi limitlerimizi tekrar gözden geçirme zamanı şimdi. Davranışların değişimi kadar,  söylemlerin değişimi de şart.  'Önümü görmeden adım atamam, limitim bu' gibi inaçlar artık değişmeli. Gerçekten limitin  bu mu? Birçok kişiye 3 ay evden hiç çıkmadan  kalacaksın denildiğinde herkesin cevabı muhtemelen hayır olurdu. Oysa ki bizler daha önce yapamam dediğimiz birçok şeyi yapabileceğimizi gördük. Bu yüzden durumu gör, anla ve kabul et. Duygusal farkındalık ve önsezilerin gelişimine fırsat ver. Belirsizlik sürecinin geçmesini beklerken bizi yavaşlatacak ve zaman kaybetmemize sebep olacak uzun analizler, planlar  yapmaktan kaçın. Bir yaşam şekli oluştururken hep aynı performansı kendinden ve çevrenden bekleme. Elbet  hatalar olacak,  eksikler kalacak.  Her şeyin telafisi olduğunu unutma. Kaygıların bize  hiç bulaşmaması, hep mutluluk çoğu zaman mümkün değil. Önemli olan; toplumda yaşanılan duruma göre kaygıları gerçekçi bir düzeye çekmek ve hafifletmektir. 
Kendi limitimizi belirlerken yakınımızdaki kişinin de  limitini anlamaya çalışmalıyız. Sosyal medyada, sosyal hayatta, duygularda her şey çok hızlı akıyor. Bazen çok şey yaparken bazen hiçbir şey yapmak istememe hakkımız da olduğunu kabul etmeliyiz. Sıkılmak, yorulmak, bıkmak bize ait duygular. Bu hisleri yok saymamalıyız. Böyle zamanlarda bazen, evet çok hem de çok sıkıcı, yorucu ben de yapamıyorum, yetemiyorum cümlelerini duymak isteriz. 
Acıları, dertleri ortak yaşadığımız bu dönemde bir diğer yarımıza dönmek, onu  anlamaya çalışmak, değerleri korumak devam ettirmek ve bunları çocuklarımıza aktarmak bizleri iyi hissettirecektir. Çocukların geçmişi doğru anlamaları, değerlendirmeleri ve geçmiş ile sağlıklı bir bağ kurmaları geleceğe daha güvenli adım atmalarını sağlayacaktır. 
Unutmayalım; yapılanlar söylenenler unutulur ama hisler insan hayatı boyunca en kalıcı olandır. O anın,  durumun hissettirdiğini hep hatırlarız. Geriye dönüp baktığımızda bu zamanları  bir boşluk, bir kayıp olarak değil,  yaşantımızda ve ilişkilerimizde gösterdiğimiz  çaba  ile hatırlayalım.  Bu hikayeyi neye dönüştürüreceğimiz ve nasıl hatırlayacağımız bizim elimizde...
 İyilik,  sağlık olsun...
 
Psikolog&Aile Danışmanı Neslihan GİRGİN 
n.girgin@dunyaozelegitim.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum