Ginsberg’in tanımlamasına göre, “toplumsal yapı, toplumu oluşturan temel grup ve kurumlardan meydana gelmektedir.” Bu bağlamda, topluma şekil veren hareketlerin; toplum sosyolojisindeki yeri, toplumsal sınıflar, coğrafya, yerleşim, ekonomi, eğitim, siyaset, hukuk, aile ve dindir. Bu kapsamda toplumsal rol modellerin önemi yadsınamaz ve böylece de toplumsal beklentilerde rol modeller oluşur. Buna bağlı olarak kültürel yapı, belli ya da grup üyelerinin toplumla olan ilişkilerdir. Bu itibarla da topluma şekil veren kavramlar oluşmakta toplumsal ihtiyaçlar hiyerarşisi belirlenmektedir.
Nitekim kuramcı Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinde de bu somut ve soyut kavramlar bildirilmiş ve ihtiyaçlar hiyerarşisinin önemini işaret etmektedir. Zira ihtiyaçlar hiyerarşisinin en başında gelen temel ihtiyaçlar; “yeme, içme ve barınma” ihtiyacı insanın olmazsa olmaz yaşamsal ihtiyacıdır. İhtiyaçlar hiyerarşisi uzayıp gider ama bireyselden çıkıp toplumsal yapıya da yön vermektedir. Fizyolojik ihtiyaçların yanı sıra güvenlik ihtiyacı, sosyal ihtiyaçlar, saygınlık ihtiyacından sonra da insanın kendini gerçekleştirme ihtiyacı piramittin en tepesinde yer bulur. Maslow’un tespitleri ve onlarca toplum bilimcinin savları bu ve bu gibi kuramlar; toplumsal yapının işleyişine dikkat çekmektedir.
Kaldı ki toplum sosyolojisini ön plana çıkaran argümanların başında umut vardır ve de bireysel arayıştan sıyrılan toplumsal yapıya sirayet eden unsurlar topluma sirayet etmektedir. Bu perspektifte topluma yön veren unsurların başında ekonomik unsurlar ve toplumun istek ve arzularından ziyade bir olmak ve bütüne hitap eden yaşam şekli değil de nedir?
Bir Lider Doğdu ve O Lider Büyüyor
Bir süre önceki yazımda Sn. Özgür Özel için “lider oldu” demiştim ama gerçekte de O tarihten bu yana Sn. Özel, lider olma yolundaydı ve o yolda yürüdü ve şimdi o bir lider toplumsal bakışta ve kendini bulduğu yerde. Bu oluşum, salt kişisel görüşüm değildir zira toplumsal çoğunlukta görünen manzara budur ve zatıalilerine sevgi seli ile gelen bir sempati ağı ve direkt olarak toplumla bir bağ kurma halidir. Buna bağlı olarak bu görünen gerçek resimde; her kesimden ve görüşten oluşan insanlar, Sn. Özel’e duyulan güven ve sevgi alenen görünürken de onu bağrına basmış durumda olduğu görülmektedir. Hatta CHP geçmişinde ve Ecevit’ten bu yana gruplardan kitlelerin gönlüne taht kuran bir genel başkan kabulünde olduğu apaçık görülmektedir. Yaklaşık iki yıl öncesinde olan CHP Kurultayı Delegeleri, “Özgür Özel genel başkandır” dedi ama ve lakin iki yıl sonrasında CHP kurultayına gölge düştü ve oylar şaibeli olarak görüldü maalesef. Özgür başkanın yerine Sn. Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olarak atandı ve bu durum CHP’yi iki farklı görüşün kabul gördüğü bir anlayışa evrilmeye yönlendirebilir. Nitekim bu durum yoruma açık olarak da tartışılmaktadır. Üstelik bilinen ve görünen bu vaziyet, Sn. Özel’in liderliğinin bir göstergesi olarak onun liderliğini onaylayan ve çoğunluğun kararını gözler önüne seren basın ve medyada görülmekte ve bilinmektedir. Böylece ona inanan onlarca insanın güven ve sevgisini kazanmış bir liderin kucaklaşmasının bir emaresidir ve bu olgu, sevgi seli basından görülmekte, izlenmektedir. Bu durumda özellikle siyasal yapılarda bir lider olur ve çift başlılık olmaz çünkü bu durum eşyanın tabiatına aykırıdır. Onun için burada nesnel bir adım atılması akli selimi korur ve isabetli oluşumu hazırlayabilir. Bu doğrultuda CHP’nin bu mesele için yeniden Kurultay olması ve genel başkan seçimi yapılması çok daha dayanaklı ve hakkaniyetli olacaktır ama buradaki husus işlemediği söylenen delege sistemine değil tüm CHP üyelerinin katılımı ile olması daha bir evla olamaz mı? Sonuç olarak CHP genel başkan seçimi; çok insanı yansıtan bir boyutta olacağı gün ışığı gibi aşikâr değil mi? Bu çerçevede Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’na bir toplum bilimci ve kadın insan olarak şahsınızdan rica ediyorum. Sn. Kılıçdaroğlu, lütfen ve lütfen CHP Kurultayını yenileyin çünkü sosyal demokratlardan mağda halk kitleleri de bu oluşumu istiyor. Netice itibarıyla da CHP seçmeni ne derse onu yapacağınız bellidir çünkü şahsınız yıllarca size oy vermiş insanları göz ardı edecek bir karakterde olmadınız sanırım bundan sonrada olamazsınız. Şahsınıza saygı duyuyor ve verdiği oyların karşılığını isteyen bir “kadın insan” olarak daha çok yıpranmaya yol açan belirsizliklere yol vermeyeceğinizi ve onca yıllık siyasal ve yaşamsal tecrübeniz adına da hayata geçireceğinizi ve de CHP’yi bu muğlak durumdan çıkaracağınızı umut ediyorum.
Tarık Dursun. K. Anı Evi Adı var Kendi Yok Mu? Edebiyatçılara ve İlgililere Çağrımdır
Rahmetli Tarık, Dursun. K. Hem aile dostumuz hem de edebiyatla haşır neşir olduğum zamanlardan bu yana abimiz, yol göstericimiz ve ustamızdı. Çok yakın oturuyorduk ve çat kapı gidebiliyorduk evine. Devasa kütüphanesinin başköşesinde denize nazır seyrinde denize bakmadan günlerini geçirdiği masasında adeta ders çalışan çalışkan bir öğrenci misali kitaplarıyla hayata geçirirdi hayatı. Sanki resim çerçevesinden çıkan bir hikâyeden gerçek ve gerçek üstü olanı, biteni özetler ve o yalın diliyle; tadı ve acısıyla özetlerdi romanı. Yoksa hayat mı romandı, romanlar mı hayatlardan türemişti? O zaman bu zaman sorgularım romanları ve romanlarla içine girdiğimiz hayatları… Tarık Baba bu bakımdan da bizlere feyz oldu. Yetmezmiş gibi nüktedan olmayı öğretti. Onun derin bir mizah anlayışını barındırdığı iç ve dış yolculuğunda her zorluğa rağmen var olan insan ve sevgisi vardı. Eski insanların yaşamın içinden fışkıran halleri son derece gerçekti… Naifti ve hiç böbürlenmez kibir nedir bilmezdi. Baba gibiydi bizlere, abi gibiydi ve hal bilmekten öte halden de anlardı. Sofrası açık, evinin kapısı ardına kadar açık misafirperverdi. Ama artık o yok ve onu sonsuzluğa uğurlayalı epey yıl oldu ve yine ama o gönüllerde ve de yüzü aşkın kitaplarıyla yaşıyor… Tarık. Dursun. K.’nın vefatı sonrasında “anı evi” yaptı İzmir Konak Belediyesi. Gelgelelim bu anı evinde ve şimdilerde Tarık Dursun. K’nın ne kitapları ne de anıları var… Kayıp hatta… Neredeler? Neden? Ailesinden edindiğim bilgiye göre kız kardeşi Esin Üçel’in yaptığı araştırma neticesinde de Tarık.D. K.’dan geriye kalan o anı evinde hiç biz iz yok. Neden, niçin? Verilen bilgiye göre “Tarık. D.K. Anı Evi” İzmir Belediyesi içinde sosyal olan başka bir kuruluş bünyesindeymiş. Ne bünyesi? Çünkü adı üstünde, “ana evi” müstakildir. Anı evi, tıpkı evimiz gibi kişisel alandır ve geçmişten izler taşır. Dolayısıyla “anı evindeki” o izler tarihi değerlerimizi bizi biz yapan değerleri anlatarak yol göstericidir. O yüzdendir ki “anı evlerinin” korunması elzemdir ve devrin aydınları tarihte yerini alırken de o günün ve bugünün sentezini hazırlarken de hizmet eder insana. Onun için anı evinin kimliğini bozmadan ve ölmüş bir edebiyat emekçisine saygıyla korunur değil mi? Şimdi bu mecradan İzmir Büyük Şehir belediye Başkanı Sn. Cemil Tugay ve diğer başkanlara sesleniyorum. Lütfen ve lütfen “anı evlerimize” ve özellikle de İzmir’in yetiştirdiği Tarık. D. K’nın hatıratına sahip çıkmanız ricasıyla…
Yorumlar
Kalan Karakter: