Son yılların en popüler kelimesi: sürdürülebilirlik.Her yerde.
Belediye afişlerinde, şirket sunumlarında, web sitelerinin “Hakkımızda” sayfasında.
Bir ara “merhaba” yerine söylenecek sandım.
Ama küçük bir sorun var:
Bu kelime çok konuşuluyor, çok az yaşanıyor.
İzmir bu konuda ilginç bir şehir.
Niyeti iyi.
Dili yeşil.
Ama pratiği… işte orası biraz gri.
Sürdürülebilirlik çoğu zaman çevreyle sınırlı sanılıyor.
Çöp ayrıştır, bir fidan dik, tamam.
Vicdan rahat, afiş hazır.
Oysa sürdürülebilirlik sadece doğa meselesi değil.
Bu işin yönetimi, ekonomisi, insanı, sistemi var.
Kaynağı doğru kullanmak, süreci yönetmek, hatayı ölçmek, sonucu takip etmek var.
Yani zahmetli bir iş.
Ve biz zahmetli işleri pek sevmiyoruz.
İzmir’de birçok kurum sürdürülebilirlikten söz ediyor ama şu soruya net cevap yok:
Ne kadarını uyguluyorsun, neyi ölçüyorsun, nerede vazgeçiyorsun?
Çünkü gerçek sürdürülebilirlik biraz can yakar.
Konfor alanını bozar.
Alışkanlıkları sorgulatır.
“Bunu hep böyle yapıyorduk” cümlesini çöpe atmanı ister.
İşte tam burada duruyoruz.
Şirketler yeşil raporlar yayınlıyor.
Ama süreçler hâlâ dağınık.
Stoklar kontrolsüz.
Enerji tüketimi izlenmiyor.
İnsan kaynağı plansız.
Yarın yokmuş gibi bugün harcanıyor.
Bu sürdürülebilirlik değil.
Bu etiket.
Belediyeler vizyon konuşuyor.
Ama uygulama parçalı.
Takip yok.
Şeffaflık sınırlı.
Hesap verebilirlik ise çoğu zaman “niyetimiz vardı” seviyesinde.
Şehir yeşil görünmek istiyor ama gri alışkanlıklarını bırakmak istemiyor.
Asıl soru şu:
Sürdürülebilirlik gerçekten bir hedef mi, yoksa sadece iyi durmak için seçilmiş bir kelime mi?
Çünkü sürdürülebilirlik bir pazarlama dili değil, bir yönetim disiplinidir.
Günü değil, yarını düşünür.
Alkışı değil, sonucu önemser.
Ve evet, sabır ister.
Disiplin ister.
Hatta bazen fedakârlık ister.
Ama biz ne yapıyoruz?
Hızlı sonuç istiyoruz.
Kolay alkış istiyoruz.
Derin dönüşümden kaçıyoruz.
İzmir’in potansiyeli büyük.
İnsan kaynağı güçlü.
Kültürü zengin.
Ama sürdürülebilirlikte en zayıf nokta hâlâ aynı: uygulama cesareti.
Herkes doğruyu biliyor.
Ama doğruyu yapmak için kimse ilk adımı atmak istemiyor.
Çünkü ilk adımı atan risk alır.
Risk alan eleştirilir.
Eleştirilen yalnız kalır.
O yüzden herkes konuşuyor, kimse sorumluluk almıyor.
Gerçek sürdürülebilirlik, süslü kelimelerle başlamaz.
Küçük ama net kararlarla başlar.
Ölçmekle, takip etmekle, vazgeçmekle başlar.
Ve en önemlisi şununla başlar:
“Biz bunu gerçekten yapıyor muyuz, yoksa sadece söylüyor muyuz?”
İzmir’in yeşil laflara değil, net uygulamalara ihtiyacı var.
Gri gerçekleri kabul etmeden yeşil bir gelecek olmaz.
Çünkü doğa kandırılmaz.
Rakamlar kandırılmaz.
Sistem, sonunda gerçeği önümüze koyar.
Ve o gün geldiğinde afişler değil, yaptıklarımız konuşur.
Yeşil laflar geçer.
Gerçekler kalır.
Bir şehrin rengi söyledikleriyle değil, yaptıklarıyla belli olur.
Sibel Arslan
İktisatçı & Mali Analist

Yorumlar
Kalan Karakter: