Önce şunu herkes bir kafasına çaksın. Bir partinin adını keyfi olarak söyleyemezsiniz. Ak Parti ise AKP diyemezsiniz. İyi Parti ise İP diyemezsiniz.. Neyse ne !
Nato toplantısı geçti gitti kaldık kendi kendimize..
Siyaseten gündem tabii ki yine CHP.. Artık meyhane masalarını da geçti “Ne olacak bu CHP nin hali “durumu..Kime rastlasan ilk konu bu..
Kemal Kılıçdaroğlu cephesi “Biz kabul etmeseydik kayyım atanacaktı” şeklinde savunma yapıyorlar.. Yapıyorlar da keşke kayyım atansaydı be kardeşim.. Hiç olmazsa kayyım partiye gelir , koltuğuna oturur, hesapları falan kontrol eder, kurultay çalışmalarını yapardı. Ne il başkanlarını atardı partiden ne de belediye başkanlarını…
Özgür Özel cephesi “Ya bir yol bulacağız ya yeni bir yol açacağız” diyorlar ve ülkenin her yerini dolaşıyorlar. Bir yandan da parti içinde kalarak mücadeleye devam etmeyi de sürdürüyorlar. Her ne kadar Ekrem İmamoğlu Silivri’den “hadi artık kurun partiyi” dese de..
Bu arada risk almayı seven İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı partiden ilk ayrılanlardan oldu. Özel ekibine ilk katılanlardan olan Tugay bu sefer o ekipten ilk kopanlardan.. Ak Parti’ye geçmeme nedenini “Karım beni boşar” çizgisine getiren başkanın kararsız olduğu kesin..
Kararsız deyince seçim anketlerinde hep 1.sırayı alan kararsızlardan bahsetmeden de olmaz. Seçimlere iki yıl vardır “du bakalım” diyebilirsiniz.. Amma.. Seçime iki gün var hala kararsızlar 1.sırada.. Ne bekliyorlar acaba? Bir parti lideri çıksın da “bize oy atarsanız sizlere, ev, araba, para dağıtacağım” demesini mi?
Biliyorsunuz ülke zindan yeri.. Hapisanelerde yer yok..Buna rağmen savcılarımız, hakimlerimiz tutuksuz yargılamayı değil tutukluluğu tercih ediyorlar. Komedyenler bile tutuklanıyor artık..
Küçük Amerika diyorlar ya ülkemize, niye oradaki gibi jüri sistemini getirmiyoruz?
“Jüri” uygulamasının kökeni Sicilya’da 8. yüzyıldan sonra yaşamış müslümanlara kadar uzanıyor. Amerikan adalet sisteminde 3 tür jüri kullanılıyor; bir cezai iddianame için yeterli kanıtın bulunup bulunmadığını belirlemekle görevlendirilen soruşturmacı büyük jüri, bir ceza yargılaması sırasında tanıkları ve kanıtları değerlendirerek sanığın suçlu olup olmadığına karar veren yargı jürisi ve tazminat davalarına bakan sivil jüri.
Jüri üyeleri, genelde seçmen kaydı veya sürücü ehliyeti numaraları baz alınarak rastgele davadan önce halkın arasından seçiliyor, daha sonra mahkemede tarafların avukatlarının da bulunduğu ortamda mülakata tabi tutularak 6 ila 12 kişi olarak belirleniyor.
Sıradan vatandaşları adalet sisteminin bir parçası haline getiren jüri uygulamasının yargılamalarda halkın temsilcileri olarak kamu vicdanını sembolize ettiğine inanılıyor.
Amerikan filmlerinde bol bol izliyorsunuzdur. Adam katil ama jüri “not guilty/suçsuz” kararı verebiliyor. “Not quilty” jürinin sanığın isnat edilen suçu işlediğine dair makul şüphenin ötesinde bir kanıt bulamadığını ve sanığın aklanmasına karar verdiğini belirten resmi jüri kararıdır.
6 aydan fazla hapis cezasıyla yargılanan herkesin jürili duruşma talep etme hakkı var. Bu sistemle ilgili en büyük endişe hiç hukuk bilmeyen kişilerin karar vermesi. Yani hakimler onca sene okuyup bilgileriyle bir karar veriyorlar. Bu sorumluluğu hiç hukuk bilmeyen kişilere yüklemek doğru mu?
Bizdeki hakim kararlarını (sık sık değişen hakimlerle aylara yayılan duruşmalar) göz önüne alın kurban olun jüri sistemine?
Yalnız aynı sorun karşımıza çıkar mı?
“Vallahi suçlu mu suçsuz mu bilemedim” diyen jüri üyeleri çoğunluk olur mu? Gelin Erkin Koray cevap versin bu soruya da..
Arkası gelmez dertlerimin, bıktım illallah
Biri biterken öbürü de başlar, vermesin Allah
Böyle gelmiş, böyle gidecek, korkarım vallah
Yok mu çaresi, dostlar? Fesüphanallah
Erkan Sevinç
Yorumlar
Kalan Karakter: