Mağazanın kapısından içeri girildiği anda başlıyor hikâye. Işıklar, koku, raf düzeni, ambalajın dokusu… Her şey tek bir mesaj için çalışıyor: Burada satılan şey sıradan olamaz. Fiyat etiketine bakıldığında zihnin bir köşesinde aynı refleks beliriyor. Pahalıysa bir sebebi vardır. Tüketici çoğu zaman bu sebebi sorgulamıyor, çünkü sorgulamak zaman ve bilgi ister. Beyin ise pratik çözümleri sever.
İşte tam bu noktada fiyat, kaliteye dair bir vekil gibi davranmaya başlıyor. Ürünün içeriğini, üretim sürecini ya da gerçek performansını bilmeden, etiket üzerinden bir karar veriliyor. Bu davranış yeni değil. Yıllardır reklam dili, lüks kavramı ve “premium” söylemi bu refleksi besliyor. Ucuz olanın güvenilmez, pahalı olanın ise özel olduğu fikri sessizce normalleştiriliyor.
Ancak gerçek dünya bu kadar basit işlemiyor. Pahalı olmak, her zaman kaliteli olmak anlamına gelmiyor. Bazı ürünler pahalı çünkü çok reklam yapıyor, bazıları pahalı çünkü prestij satıyor, bazıları ise yalnızca pahalı olmak üzere konumlandırılmış durumda. Kalite ise bambaşka bir yerde duruyor. Kullanıldıkça ortaya çıkan, zamanla kendini belli eden bir şey.
Marka kavramı da burada sıkça yanlış anlaşılıyor. Toplumda marka olmak, yüksek fiyatla eşdeğer görülüyor. Oysa marka dediğimiz şey, tüketicinin zihninde oluşan bir güven duygusu. “Bunu alırsam pişman olmam” hissi. Bu his parayla satın alınmıyor, zamanla inşa ediliyor. Fiyat bu sürecin sonucu olabilir ama başlangıç noktası değildir.
Bugünün tüketicisi artık eski tüketici değil. Yorum okuyor, karşılaştırıyor, araştırıyor. Sosyal medya çağında hiçbir ürün yalnızca vitrinde kalmıyor; gerçek deneyimler hızla yayılıyor. Pahalı olup hayal kırıklığı yaratan ürünler, en şık ambalajın bile arkasına saklanamıyor. Çünkü deneyim konuştuğunda, algı susmak zorunda kalıyor.
Kalite dediğimiz şey tam da burada kendini gösteriyor. Ürün söz verdiğini yapıyor mu? Kullanıcıyı yarı yolda bırakıyor mu? Satış sonrası ulaşılabilir mi? Bunlar fiyat etiketinde yazmayan ama tüketicinin hafızasına kazınan detaylar. Gerçek kalite, kullanıcının hayatını kolaylaştırdığı ölçüde anlam kazanıyor.
Son yıllarda dikkat çeken bir değişim var. Tüketici, pahalı olana değil, adil olana kulak vermeye başladı. Fiyatıyla sunduğu değer örtüşen markalar güçleniyor. Abartılı vaatler yerine netlik sunanlar öne çıkıyor. Çünkü tüketici artık kandırılmak istemiyor, anlaşılmak istiyor.
Sonuçta pahalı olmak bir strateji olabilir, ama tek başına bir anlam taşımaz. Değer yaratmayan fiyat, kısa vadeli bir etki bırakır. Oysa güven, sadakat ve uzun ömürlü marka algısı başka bir yerden beslenir. Pahalı olmak kolaydır. Zor olan, gerçekten değerli olmaktır.
Ve bugün, tüketici tam olarak bunun farkında.
Fiyat bir rakamdır, kalite bir deneyim. Rakam unutulur, deneyim kalır. Tüketici artık etiketlere değil, yaşadıklarına bakıyor. Pahalı olan değil, hakkını veren kazanıyor. Çünkü güven satın alınmaz; ya inşa edilir ya da tamamen kaybedilir.
Sibel Arslan|RHEA SYSTEM
İktisatçı & Mali Analist
Yorumlar
Kalan Karakter: