Görünmez bir kıyıdan dünyayı izlerken fark edilen en çıplak gerçek; hayatın bizlere giydirdiği o cafcaflı cübbelerin, unvanların ve yaldızlı etiketlerin aslında ne kadar anlamsız olduğudur.
İnsanlık tarihi, bugün adı bile hatırlanmayan kralların, makam koltuklarında devleştiğini sanıp zamanın tozlu raflarında kaybolanların hikayeleriyle doludur. Oysa hayatın o amansız akışı içinde, sular çekildiğinde geriye kalan tek şey, bir insanın başka bir kalpte bıraktığı iz, yani o değişmez insani değerlerdir.
Gerçek güç, bir kartvizitin üzerine yazan o süslü kelimelerde değil; bir fırtınanın ortasında sergilenen dürüstlükte, bir başkasının acısına uzatılan karşılıksız elde ve en zor anlarda bile muhafaza edilen vicdanda saklıdır.
İnsan, isminin önüne eklenen sıfatlarla değil, içinden eksilmeyen erdemlerle gerçekten var olur. Bir makamın ağırlığıyla ezilen ruhlar, o koltuk altlarından alındığında derin bir hiçliğe düşerken; mayası merhamet, dürüstlük ve tevazu ile yoğrulmuş olanlar, her nerede olurlarsa olsunlar kendi ışıklarını beraberinde taşırlar. Dünya sahnesi kapandığında, alkışlar dindiğinde ve o ışıltılı pelerinler omuzlardan düştüğünde, üzerimizde kalan tek kıyafet karakterimizdir.
Asıl olan, ne olduğun değil, kim olduğundur. Bir unvanın arkasına sığınmadan, sadece bir insan olarak bir odadan içeri girdiğinde uyandırdığın o güven duygusu, hiçbir paranın ya da mevkinin satın alamayacağı yegane hazinedir.
Zaman her şeyi eskitir; binalar yıkılır, rütbeler sökülür, servetler el değiştirir. Fakat nezaketle söylenmiş bir sözün, adaletle verilmiş bir kararın ve sadakatle tutulmuş bir elin hatırası, zamanın ötesine geçer.
Bu yüzden, hayatın geçici parıltılarına aldanmadan, görünmez o kıyıda dimdik durmalı insan. Etiketlerin gürültüsüne kulak asmadan, ruhun o sessiz ve asil değerlerine tutunarak yürümeli.
Çünkü yolun sonunda bize sorulacak olan hangi koltukta oturduğumuz değil, o yolda yürürken kaç kalbe değdiğimiz ve kendi insanlığımızdan ne kadar ödün vermediğimiz olacaktır.
Saygı ve sevgilerimle
Görünmez bir kıyıdan dünyayı izlerken fark edilen en çıplak gerçek; hayatın bizlere giydirdiği o cafcaflı cübbelerin, unvanların ve yaldızlı etiketlerin aslında ne kadar anlamsız olduğudur.
İnsanlık tarihi, bugün adı bile hatırlanmayan kralların, makam koltuklarında devleştiğini sanıp zamanın tozlu raflarında kaybolanların hikayeleriyle doludur. Oysa hayatın o amansız akışı içinde, sular çekildiğinde geriye kalan tek şey, bir insanın başka bir kalpte bıraktığı iz, yani o değişmez insani değerlerdir.
Gerçek güç, bir kartvizitin üzerine yazan o süslü kelimelerde değil; bir fırtınanın ortasında sergilenen dürüstlükte, bir başkasının acısına uzatılan karşılıksız elde ve en zor anlarda bile muhafaza edilen vicdanda saklıdır.
İnsan, isminin önüne eklenen sıfatlarla değil, içinden eksilmeyen erdemlerle gerçekten var olur. Bir makamın ağırlığıyla ezilen ruhlar, o koltuk altlarından alındığında derin bir hiçliğe düşerken; mayası merhamet, dürüstlük ve tevazu ile yoğrulmuş olanlar, her nerede olurlarsa olsunlar kendi ışıklarını beraberinde taşırlar. Dünya sahnesi kapandığında, alkışlar dindiğinde ve o ışıltılı pelerinler omuzlardan düştüğünde, üzerimizde kalan tek kıyafet karakterimizdir.
Asıl olan, ne olduğun değil, kim olduğundur. Bir unvanın arkasına sığınmadan, sadece bir insan olarak bir odadan içeri girdiğinde uyandırdığın o güven duygusu, hiçbir paranın ya da mevkinin satın alamayacağı yegane hazinedir.
Zaman her şeyi eskitir; binalar yıkılır, rütbeler sökülür, servetler el değiştirir. Fakat nezaketle söylenmiş bir sözün, adaletle verilmiş bir kararın ve sadakatle tutulmuş bir elin hatırası, zamanın ötesine geçer.
Bu yüzden, hayatın geçici parıltılarına aldanmadan, görünmez o kıyıda dimdik durmalı insan. Etiketlerin gürültüsüne kulak asmadan, ruhun o sessiz ve asil değerlerine tutunarak yürümeli.
Çünkü yolun sonunda bize sorulacak olan hangi koltukta oturduğumuz değil, o yolda yürürken kaç kalbe değdiğimiz ve kendi insanlığımızdan ne kadar ödün vermediğimiz olacaktır.
Saygı ve sevgilerimle
Yorumlar
Kalan Karakter: