"Anadolu'da Doğum" adlı sergisiyle Safa Büte...
Nalan Yılmaz

Nalan Yılmaz

Esintiler...

"Anadolu'da Doğum" adlı sergisiyle Safa Büte İstanbul'da...

09 Mayıs 2018 - 17:55

Varlığını sadece kaynağından alan sanat, Yaratanın görülebilme, beğenilme ve açığa çıkma isteğinin bilinciyle tasarımlarımda;

yaratılış sebebimizden de öteye geçme isteğimizle ancak varlığımız, ilahi varlığın aydınlığıyla, doğuştan gelen yetilerimizle,  her eserinde farklı farklı aydınlanarak açığa çıkar.

İşte o vakit ki hem yapan kişidir, hem eserdir, hem yaptırandır bunu hissettiren, Kainatın varoluşunu apaydınlık kılan bu eserler, varlığın ışığına taşır yüreklerimizi.

Niğdeli ressam Safa Büte İstanbul Tan Evi Kültür Avlusu’nda açtığı “Anadolu’da Doğum” adlı sergisindeki her eseriyle farklı dünyalar inşa ederek,

ruhlarımızı başka başka dünyalara alır götürür yüreğinin saydamlığında;

hakikatle varlığının arasındaki bağı koparıp ta unutan insanlığımıza.

İlahi ilmi cem edebilme hayalinde her şeyin noktadan vücuda geldiğinin bilgisiyle; kendi ilminin noktadan başladığının hallerinde, tevhidi ilahi’yi temsil ettiğinin bilinciyle her bir noktasının;

Vücuda gelen eserlerinde astrolojiden mantığa, zihnimizi zorlarken, Davinci’yi dahi hayrete düşürür.

Felsefeden matematiğe usumuzun bilinmeyen denklemlerini yazdırdığı halet-i alem çizimlerinde Safa Büte…

Gönlünde yeşeren kendi birliğinin manası olan hallerini dökerken kainat güncesi kağıtlarına

basiret sahipliğiyle usunun ve gönlünün çizgilerini kavuşturur,  elif olabilme umuduyla

Tesmiyenin “ba”sından çıkarak yollara kendisinin mana alemlerinden, noktayı müşahade edebilmenin aşkıyla eserlerinde…

Kimi resimlerinde, dışımızdaki ve içimizdeki alemlerin hemhal olarak nasıl da kaynaştığımızı şiirsel bir şölene dönüştürerek noktasallığımızın salınan ritmiyle sabrında itinayla işliyor.

Kimi eserlerinde, en büyük ve mutlak sanatçının El Musavvir esmasıyla, en muhteşem eseri Kainatta eğitirken bizleri birbirimizle; çoktan unuttuğumuz rububiyetimizde, O’nun estetik zarafetini yakalıyoruz,

elbetteki okuyabildiğimizle elife duran noktasallığını, masa saatleriyle zamanın koşar adım sınırsızlığında...

Kimi eserlerinde, çırpınırken yaşam mücadelesiyle debelenip durduğumuz hayatlarımızla, bir noktadan sonsuzluğa açılırken evren; bütün manaları özümüzde taşıdığımızın farkındalıklarıyla en derin uyanışlarını yaşıyoruz idrakimizin…

Sanatçılar olarak bizler vardığımız her bir idrakin eşliğiyle yolculuğumuzda, alemdeki yerimizi kendimize anlatma telaşına düşüyoruz.

Tasarlayıp da meydana getirdiğimiz her eserde, yaşam koşullarında kaybettiğimiz ahengi bulmaya çalışırken; bizlere sunulan lütufların inceliğini, kendimize ve etrafımıza estetik kaygılarımızın dışa vurumuyla tanımlama çabalarına koşuyoruz…

Sadece algıya ağırlık veren bir batı estetiğinden yola çıkan bir çok sanatçının aksine; sessizce koparıldığı metoforik bağlardan, beşerliğimizin sınırlı idrakinden çok uzaklarda,

Yeryüzünde var olan her şeyin özünün noktaların sonsuzluğu olduğunu, anlayabildiğimizle sanatseverlere anlatıyor…

Derinliğini kaybetmemek adına ruhlarımızın, her varlığın bir diğer varlıkla bütün olduğunun kavrayışlarıyla; büyük bir sabır ve özveriyle meydana getirdiği eserlerinde,

önemsiz gibi görünen her bir varlığın tekliğini yaşıyoruz noktalarının nihayetsizliğinde…

Basir ismiyle bizleri birbirimizin gözbebeklerinden seyreyleyen Yaratanı hemen hemen her eserinde çizimlediği göz ifadelerinden hissettirmeye çalışırken,

kendi hakikatimizin gerçekliğini de okumamıza vesile oluyor,  itinayla tasavvurladığı noktalarının sonsuzluğa yolculuğunda kaybolurken gözlerimiz…

Bizlere  ihsan edilen bolluğun bereketin içerisinde hiçliğimizin farkına varıyoruz hüsnü cemalimizde, okuyabildiğimiz kadarıyla önce kendimizi, sonra kainat ile ilişkimizi Safa Bütenin devinimsel noktalarıyla dişil ve eril tenlerde manalanıyorken çizgileri…

Düşünebilen bir varlık olarak insanın hakikati ezeli ve ebedi bir sanat eseridir doğasındaki özünü arayış çabalarıyla sadece varoluş nedenini  dile getirmek için ortaya koyduğu eserleri.

Ki o eserler içimizdeki ilahi Varlığın hakikatinden kaynaklanan kaderin yada yazgımızın düşünselidir ruhumuzda meydana gelip de ortaya dökülüveren.

Mutlak güzelliğin görünen alemdeki içkinliğine tanıklık ederiz adeta, Safa Büte’nin kaleminin siyah mürekkebiyle, beyaz sayfalardaki şiirsel  anlatımlarında yüreğinin  ezgilerini…

Her daim hatırlayabilmeliyiz ki tek gerçek vardır; o da kainattaki hakikatin hüküm sürebilmesinin yolu SANATtır. Sadece SANAT...

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Cüneyt Tezcan
    7 ay önce
    Türkçeyi, felsefeyi, sosyoloji..Türkçeyi, felsefeyi, sosyolojiyi, sanatı mükemmel bir şekilde kullanan yazarımızı kutlarım.

Son Yazılar